Erkek, Egemen Değil

Yaşam 20 Mar 2021

Evet, değil. Bütün dünya öyle davransa da biz erkekler, egemen değiliz. Bazen olur öyle davranmak isteyenler. Hep olacaktır. Onların bu davranışları güçlerinden değil, ezikliklerindendir. Karşısındaki farklı cinsiyetlerdeki insanlara güçlerinin yetmeyişindendir bu kaba kuvvete başvurmaları, pis oynamaları. Bu sonuca uzun bir zaman sonra varabildim. Belki ben zor anladım, belki de anlamak için zamana ihtiyacım vardı.

Beş yılı biraz geçti ben Türkiye'den ayrılalı. Bedenim ayrıldı ama zihnimi koparamıyorum. Kendimi zorluyorum haberlere bakma, takip etme diye. Artık farklı bir hayatın var, neden kendini harap ediyorsun diye sorup duruyorum kendime. Belki bir hafta belki bir ay sürüyor takipsizliğim. Sonra çekiliyorum içine her şeyin. Ama bunu hâlâ problem etmiyorum. Problem olan şey; haberlere her baktığımda bir öncekinden daha kötü bir senaryoyla karşılaşmam.

Alışamıyorum. Nasıl alışayım? Neye alışayım? Neredeyse yirmi yıl olmuş. Biraz bir şeyleri anlamaya, siyaseti takip etmeye başladığımdan beri yönetimde aynı kişiler var. Alttan her yetişen, bir önceki gönderileni aratmış.

Döndüm kendime baktım ben ne yaptım acaba diye. Bu gidişatı değiştirmek için ne yaptım?

Ben lisedeyken karşıma çıkan islamcı tayfalarla (birden fazla vardı) hep ters düştüm. Kimisi müdür yardımcısıydı, odasına çağırıp bir güzel azar çekti bir şeye çok üzülen ve ağlayan bir kız arkadaşıma omuz uzattığım için. Kimisi iyi niyetle yaklaşmayı deneyip, tatlı sözle yanına çekmeye çalıştı. Kimisi ise her gün farklı bir mobbing yaptı. Yılmadım, her geçen gün nefretim ve verdiğim karşılıklar arttı. Ama "inek" bir fen lisesi öğrencisinden ne beklenirse o kadardı işte. Sonuçta öğretmendi onlar ve ailem bana hep öğretmenlerime saygı duymam gerektiğini öğretmişti.

Üniversitede bunlardan kurtuldum. Ama başka sorunlar yaşadım. Bu inşaatçı zihniyet üniversite hayatımı üç farklı kampüste (Tandoğan, Keçiören, Gölbaşı. Google Maps'ten bakabilirsiniz ne kadar mesafeleri olduğuna) yaşamama sebep oldu. Protesto ettim, radyo röportajları yaptım, gazetelerde yer aldık. Rektör ayağımıza geldi, halledeceğim dedi. Güvenmedik elbette. Ama birkaç ay sonra yeni rektör atandı. Bizim bütün emek çöpe gitti. Başkalarında duyduğumuz kampüs avantajlarını hiç yaşamadık. Sosyal hayatımızı mahalle kahvesinde kâğıt oynayarak tatmin ettik. Keçiören'de başka bir şey yoktu çünkü.

Oy kullandım. Her seçimde. Her yerde. Israrla. Hiçbir şey değişmedi. Oyları savunduk. Yine bir şey değişmedi. Gezi olayları oldu. Heyecanlandım. Protesto ettim, hem Ankara'da hem İzmir'de. İstanbul'a gidemedim ama cebimdeki yüz liranın elli lirasını İstanbul'a arkadaşıma yolladım ki parktakilere yemek alsın. Sonra o da bitti.

Mezun oldum. Hiç sevmediğim İstanbul'a taşındım. Yaşamaya çalıştım. Orda da oy verdim. Yine bir şey değişmedi. İstanbul beni her gün daha da boğdu. Betonların arasında yapamadım. Bir yıl sonra iş bakmaya başlayıp altı ay sonra da kendimi Avrupa'da iş bulduğum ilk şehre attım, Hamburg'a.

Sonra temmuz oldu. Couchsurfing'den gelecek misafiri evde gece beklerken darbe gibi bi' şey oldu ama olmadı da. Yüzlerce insan öldü. Ne uğruna?

(Ha bu sırada kaç kadın öldürüldü? 2008-2016 arası 1862. BİN SEKİZ YÜZ ALTMIŞ İKİ KADIN. Buna faili meçhuller ve LGBTİQ birey cinayetleri dahil değil.)

Haberlere hızlıca dönüş yaptım. Yine uzun süre izledim. Atı alan Üsküdar'ı geçti. Gücü arkasına alan yürüdü gitti. Ülke her gün daha da kötü yola girdi.

Sonra daha da çok kadın öldü. 2016-2020 arası 1323. BİN ÜÇ YÜZ YİRMİ ÜÇ KADIN. Bir önceki dokuz yıldaki sayı bu sefer neredeyse beş yıldakiyle aynı. Sayı diyoruz da, insan onlar. Binlerce insan. Tabi bunlara faili meçhuller ve LGBTİQ bireyler yine dahil değil.

Sonra şahsım ülkesinde kötüye giden ekonomi iyice battı. Tutunma çabaları falan oldu ama yine olmadı. Nasılsa ülkede dolarla kimse maaş almıyor. O yüzden çok da şey olmadı yani. Dolarla maaş alanlar da acayip dertlenip yurtdışına gitti galiba, bilemiyorum.

Tam diyordum bir şeyi yazmayı unuttum, aklıma geldi: Adalet. Sonra farkettim ki ben unutmadım, onlar unutturmuş. Güzel başarmışlar.

Her şeye rağmen, Türkiye'ye dönerim diye düşünüyorum. Ama olur da bir gün erkek olmayan bir çocuğum olursa onu kim koruyacak? Korkuyorum. Onu koruyacak olan adalet de yok, çok uygulandığından değil de en azından kâğıt üstünde olan İstanbul Sözleşmesi'nden de ayrılmış şahsım ülkesi. Erkekler ya, o yüzden egemenliklerini sağlamlaştırmaya çalışıyorlar galiba.

Döndüm yine kendime sordum. Ben erkeğim ama, egemen miyim? Eğer egemensem, bu egemenliğim nerden geliyor. Ben egemen değilsem, onlara veya topluma bu erkek egemenlik nerden geliyor? Yukardan mı geliyor, aşağıdan mı? Dinden mi, siyasetten mi? Bir cevap buldum ama o da beni tam tatmin etmedi: eziklikten geliyor.

Bugün sabah aynanın karşısına geçtim, kendime baktım. Ara ara yapıyorum bunu. Bu zamana kadar oy verdim, kendi çapımda baş kaldırdım, protesto ettim, gaz yedim ama ben başka ne yapabilirim diye bir daha sordum. Cevapsız kaldım. Sustum.

Bende bir şey yok dostlar. Bildiğim şeylerle devam edeceğim. Bir çözüm bulan olursa haber versin. Kısa vadeli bir şey şartı da koymuyorum. Birisi gelsin desin ki on yıl boyunca her gun şöyle şöyle yapacaksın ve on yıl sonunda her şey çok daha güzel olacak. Buna da varım. Dönüp on yıl o şey neyse onu yaparım.

Neyse. Ben biraz uzaklaşıyorum haberlerden yine. Yakın zamanda yine dönerim.

Sponsor: Kötü günler geride kaldı, şimdi daha kötü günler bizi bekliyor.

Etiketler

Candost Dağdeviren

Merakını, kendisini boğmadan nasıl bastıracağını öğrenmeye çalışan kitaplara, müziğe ve doğaya düşkün yazılım mühendisi.

Great! You've successfully subscribed.
Great! Next, complete checkout for full access.
Welcome back! You've successfully signed in.
Success! Your account is fully activated, you now have access to all content.